İslam ve Ehl-i Sünnet Merakını Giderme Sevdasına İlahiyatı Oyuncak Etmek
   
Yazar :Mustafa ÖZTÜRK
Tarih :10/9/2015
Okunma Sayısı :9911
 

İslam ve Ehl-i Sünnet Merakını Giderme Sevdasına İlahiyatı Oyuncak Etmek

 
 
Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK 
 
Milletimiz ve Şehitlerimiz İçin Giriş Notu:
TÜRK milletinin en mümeyyiz vasfı, dünya üzerinde tek nefer olarak kalsa dahi VATAN için gözünü kırpmadan can vermeyi vazife bilmesidir. Milletimizin başı sağolsun, Allah şehitlerimizi engin rahmetine gark etsin, ailelerine sabır ve metanet bahşetsin. Mayın tuzaklarıyla evlatlarımızı şehit edenler hâlâ terörist diye isimlendirilmektedir. Oysa “terörist”liğin dahi az çok bir ahlakı ve namusu vardır. Ama bunlar milletimizin kahraman evlatlarının karşısına çıkıp çatışmak yerine mayın tuzaklamak suretiyle “terörist” sıfatıyla anılmayı dahi hak etmeyecek kadar namussuz, şerefsiz, alçak ve çakaldırlar. Bu çakalların siyasi uzantısı olan ve sabah-akşam televizyon ekranlarında akılları sıra parmak sallayıp duran figürler ise bu millet ve devletin ekmek yediği kabına pisleyecek kadar nankör köpek olmakla muttasıftırlar.        
I
Geçen sene, “Paralel Akademisyenlik ve 17 Aralık Menşe’li Tedbir/Takiyye Stratejisi” başlıklı bir makale yazmış ve Star Açık Görüş gazetesinde yayımlamıştım. Bu makalenin yayımlandığı tarihin üzerinden yaklaşık bir yıl bir ay geçti ve o tarihten bugüne değin paralel yapının üniversitelerdeki kolonileri bertaraf olmak şöyle dursun belki daha da kökleşip derinleşti. Bu arada YÖK yönetimi en azından bir yönüyle İlahiyat fakültelerindeki akademik kadrolara paralelci sızmaları önlemek maksadıyla, Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) prosedürüne alan bilgisini ölçme sınavı/barajı ekledi. İlahiyat alanıyla ilgili sözlü sınavlar (mülakatlar) bağlamında konuşmak gerekirse, bu baraj paralelci sızmaları önlemekten çok, sözüm ona Ehl-i Sünnet dışı fikirlere eğilimli akademisyen adaylarını, “Vahy-i gayri metluv hakkında ne dersin?” gibi tuzak sorularla yakalayıp elemeye matuftu. 
Hatırlanacağı üzere, yaklaşık iki yıl önce YÖK, İlahiyat fakültelerini Nizamiye medreseleri tarzında Sünnîleştirmek maksadıyla felsefe, kelâm gibi bazı derslerin programdan kaldırılması ve/veya ders saatlerinin azaltılması yönünde girişimde bulunmuş; fakat hatırı sayılır bazı fikir ve kalem erbabının itirazları sayesinde geri adım atmak zorunda kalmıştı. Ne var ki YÖK söz konusu maksadından vazgeçmedi ve bu kez planını paldır küldür uygulamak yerine, iyi tasarlanmış ve planlanmış biçimde hayata geçirme becerisini gösterdi. Şöyle ki Öğretim Üyesi Yetiştirme Programında bu yıl ilk kez alan bilgisini ölçmeye yönelik bir sınav yapılacağı duyuruldu. YÖK’teki ilgili zat/zevat tarafından özenle seçilip belirlenen jüri üyelerinin Temel İslam Bilimleri alanında yaptıkları sınavlarda -ki bu sınavlar sadece Temel İslam Bilimleri alanıyla ilgili olmasına rağmen İslam Felsefesi alanından başvuru yapanların da sınava çağrılması ilginçtir- Hadis ve Tefsir ağırlıklı beş soru soruldu. Bilim sınavının değerlendirilmesi ve sonuçlarının ilan edilmesi ise 8-9-10 Temmuz tarihlerinde yapılan mülakat sonrasına bırakıldı.
Sınava katılanların tanıklıklarına göre üç günlük mülakat süresi boyunca bir jüri hemen her öğrenciye aynı soruyu sordu ki bu durum mülakata ikinci ve üçüncü gün girenlerin hangi sorularla karşılaşacaklarını rahatlıkla öğrenmesi anlamına geliyordu. Bu mesele bir tarafa, jüriler sınava giren her bir akademisyen adayının başvurduğu alanını kapsayacak şekilde oluşturulmamıştı. Sözgelimi, kelam alanından sınava giren adayın jürisi fıkıh ve tefsir hocalarından oluşuyordu. Mülakatta Kur’an ve Arapça tefsir metni okutturuldu. En nihayet sonuçlar açıklandı ve ÖYP kadrolarındaki alan dağılımı hadisten 32, tasavvuftan 27, İslam hukukundan 22, tefsirden 21, Arap dilinden 15, kıraatten 3, kelamdan 0 (sıfır) şeklinde oluştu… Ve yine YÖK şu son günlerde İlahiyat fakültelerine bir kez daha ders müfredat ayarı yaptı, ardından özellikle Uludağ İlahiyat Fakültesi bünyesinden itirazlar yükseldi ve fakat ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun da etkisiyle söz konusu ayar oldu da bitti ve çoktan devreye girdi. 
Bu tablo, YÖK iradesinin İlahiyat fakültelerini ne yapıp edip klasik Dâru’l-Hadis veya Pakistan’daki Diyobendi medresesi formatına sokmayı ve dinin tek yorumu olarak Ehl-i Sünnet’i hâkim kılmayı kutsal bir görev addettiğini belgeler niteliktedir. YÖK’teki yetkili zatların İlahiyat fakülteleri çerçevesinde diledikleri gibi tasarrufta bulunmaktan sakınmaması, bu kurumları şahsi mülkleri, İlahiyatçı akademisyenleri de kendilerine mutlak itaatle mükellef aile fertleri gibi gördüklerini düşündürmektedir. Buna mukabil YÖK Hukuk ve Tıp gibi fakültelerle ilgili olarak böyle bir tavır sergileyememektedir. Sözgelimi, Hukuk fakültelerinde Roma hukuku yerine İslam hukuku dersi okutulması, Tıp fakültelerine Tıbb-ı nebevi gibi bir ders konulması gibi bir teşebbüste bulunma cesareti gösterememektedir. 
II
Hâl-i hazırdaki YÖK yönetiminin İlahiyat fakülteleriyle ilgili en temel hedefinin sözüm ona Ehl-i Sünnetçiliği hâkim kılmaktan ibaret olduğu ve bu hedefe giden yolda paralel yapıyla mücadelenin tâlî bir mesele olarak algılandığı, asıl meselenin özellikle isimleri İslâmiyat ve Ankara Okulu gibi çevrelerle birlikte anılan İlahiyatçı akademisyenleri eğer mümkünse yerinden kımıldatmamak olduğu tespitinde bulunulabilir ve bu tespit, dekan atamalarından kadro tahsislerine kadar birçok örnekle müdellel kılınabilir. 
Şimdiki yönetim nazarında söz konusu çevrelere mensup İlahiyatçı akademisyenler paralel yapıdan ve bu yapıya mensup akademisyen zevattan çok daha tehlikelidir. Çünkü İslâmiyât ve Ankara Okulu gibi çevreler sözüm ona dini yıkmaya çalışmaktadır; oysa paralelciler Gülen’in emelleri doğrultusunda devleti ele geçirmeyi amaçlamıştır. YÖK nazarında Ehl-i Sünnet ile devlet önem açısından mukayese edildiğinde, Ehl-i Sünnet daha önemlidir. Kaldı ki tüm paralelci İlahiyatçılar Sünnîliğin resmî itikadına sıkı sıkıya bağlı figürler olup, “Vahy-i gayr-i metluv konusunda ne dersin?” gibi bir soruya, “Bundan başka bir vahiy türü daha varsa, ben ona da inanırım” diye cevap vermeye de hazırdırlar. Niye hazır olmasınlar ki… Ne de olsa bunların başındaki zat Allah’la konuşmakta, Hz. Peygamber de istedikleri zaman kendilerine ziyarette bulunmaktadır… 
Netice itibariyle, paralel yapı devlete tasallut da etse, gizli görüntü ve kaset şantajcılığı da yapsa, fetih okutma yordamıyla sınav yolsuzluğu da yapsa, Sünnî itikada bağlılıklarından dolayı bütün bu cürümleri görmezden gelinebilir. Buna mukabil, Ankara Okulu çevresi sadece ve sadece dinî alanda doğru bildiklerini söylemek ve bu minvalde yazıp çizmekten başka hiçbir cürüm(!) işlemese dahi, müsamahayla karşılanmaları caiz değildir. İşte bundan dolayıdır ki paralel yapı başta cumhurbaşkanı olmak üzere devlet ve hükümet erkânı tarafından ülke için en büyük tehditlerden biri olarak milli güvenlik kurulunun gündemine taşınıp kırmızı kitaba not edilmesine rağmen, YÖK’teki zevat, paralelci akademisyenlerin üniversiteler ve fakülteler arası mobilizasyonu ve yeni koloniler oluşturması karşısında işi savsaklamakta, bu savsaklamayı sütrelemek için de birkaç göstermelik tasarrufta bulunmaktadır. 
YÖK meseleyi İlahiyatlar özelinde din-iman ölçümüyle değerlendirdiğinden Ehli Sünnet’e mensubiyeti kendi ölçütlerine uyan dekan atamalarıma çok ciddi dikkat ve çaba harcamaktır. Yine YÖK, eğer bir İlahiyat fakültesi bünyesinde bu vasıfta bir dekan adayı bulunmazsa, mevcut dekan iki dönemini doldurmuş olsa dahi istisnai olarak üçüncü kere atamasını yapmak gibi çok sıra dışı ve cesur uygulamalara da imza atmaktadır. Diğer taraftan, Üniversitelerarası Kurul da muhtemelen YÖK’le dirsek teması içinde benzer hassasiyetlerle tasarrufta bulunmakta, sözgelimi, profesörlük kadrosuna atandığım 2011 yılından bu yana bizi hemen hiçbir doçentlik sınavı jürisinde görevlendirmediği halde, bugünlerde açıklanan bir tefsir doçentlik jürisinin beş üyesinden birkaçının paralel yapı elemanlarından oluştuğuna, üstelik bunlardan bazılarının “Hocaefendinin bugünkü vaazı: Beddua” dercesine, “Allah evlerinize ateşler salsın” bedduasının yayımlandığı televizyon kanallarında sabah-akşam program yapmakla tanındığına şahit olunmaktadır.
III
Bütün bu anlatılanlar hayali değil, bilfiil yaşanan ve şahit olunan şeyledir. Kaldı ki daha düne kadar birçok üniversiteye ve İlahiyat fakültesine paralelci kimlikleri veya paralel yapıya mensubiyetleri müseccel rektör ve dekan atandığı cümle âlemin bildiği bir gerçektir. Buna mukabil bazı arkadaşlarımızın Ankara Okulu çevresiyle irtibatının bulunduğu gerekçesiyle dekan olarak atanmadıkları da iyi bilinmektedir. Bu vesileyle, YÖK’ün İlahiyat alanındaki tüm akademisyenleri adeta sefih, gayr-i mümeyyiz, adîmü’l-akl ve’t-temyîz mesabesinde görerek hangi dersin hangi dönemde kaç saat okutulacağına kadar müdahil olması aslında İlahiyat fakültelerinde şizofrenik bir tablo oluşmasına yol açtığını da belirtmek gerekir. 
Üzüntüm şu ki bu ülkede laikçi-kemalistler İslam ve müslüman çevrelere yönelik öfke ve nefretlerini her fırsatta ve ilk planda ya İmam-Hatipler ya İlahiyat fakültelerine kusar; ama gün gelir müslümanların içinden çıkıp devletin YÖK gibi önemli bir kurumunda yetkili pozisyonlara atanan bazı zatlar da İslam’la ilgili meraklarını hususen İlahiyat fakültelerine kendilerince ayar vererek gidermeye çalışırlar. Hasıl-ı kelam, bence artık sözün hiç kâr etmediği bir noktadayız. Bundan böyle varsın hem YÖK’teki dindar zevat İslam’dan heveslerini alsın, hem de İlahiyat fakülteleri heves alma uğruna tam manasıyla dibe vursun; biz de bu sayede her türlü tasarruftan men edilmiş sefih muamelesi görmekten kurtulup rahat bir nefes alalım.   
 
Haber Yorum Yaz Yazılan Yorumları Oku
Adı Soyadı Ömer Aşçı 10/10/2015
Giriş notunuzla tüm İslamcıların düştüğü zavallı pozisyona düştünüz hocam. İlahiyatçılar devletçi olmak zorunda mı?! Allah tan gelen vahiy mi var, devlete koşulsuz bağlanın diye?!


Adı Soyadı Mustafa ÖZTÜRK 15/9/2015
Abdülkadir Kardeşim, çok güzel söylemişsiniz, "Bugün diyanetin başında bulunanlar da İslamiyat ve Ankara Okulu çevresinde yetişmiş figürler değil mi" diye. Evet, aynen öyle. Ama ben dahasını da söyleyeyim istersen, Mehmet Paçacı hoca da aynı çevreden yetişmiş, hatta "Kur an ve Ben Ne Kadar Tarihseliz" adlı bir çalışmayla meşhur Kur an ve tarihsellik tartışmalarında tarihselcilerin en ön safında yer almıştı. Peki ya bugün nerede duruyor ve din ve Kur an adına neler söylüyor... Buradaki açı farkı bence Dengir Mir Mehmet Fırat ın siyasi serüveninden pek farklı görünmüyor. AK Partinin ta ortasından kalkıp HDP nin göbeğine oturmak gibi yani. İlahiyat ve siyaset alanında bunun gibi binlerce dramatik örnek verilebilir. Bu yüzden, öne sürdüğünüz argüman benim yazdıklarımı nakzetmiyor. Hepsinden öte, siyasette ve siyasiler nezdinde kimin ne şekilde istihdam edildiğine kimsenin aklı ermiyor. Ama yine de siyasette kiminin sütünden, kiminin yününden, kiminin derisinden istifade stratejisinin geçmişte olduğu gibi bugün de işlevsel olduğu şüphesiz görünüyor. Ama istifade hususunda kişinin öncelikle, "Ben ter türlü istifadeye açık bir kullanışlı aptalım" mealinde bir dilekçeyle başvuruda bulunmasının ön şart olduğunu söylemek gerekiyor.


Adı Soyadı Abdülkadir Palabıyık 12/9/2015
Mustafa hocam giriş cümleleriniz ve değerlendirmeniz mükemmel teşekkürler. Fakat; 1-Dün sizin yazdıklarınızı dillendirenler milli görüşcü akıncılar tarafından asabiyet ve ırkçılıkla suçlanıp din dışına itiliyordu.Bunu deriden bir düşünelim. 2-Ankara Okulu ve İslamiyat mensuplarını YÖK ün hedefi olarak göstermişsiniz Diyanet teşkilatına bir baksanız. Başkan, yardımcısı, din işleri yüksek kurulu üyeleri, bazı fakülte dekanları vs. bildiğim kadarıyle büyük çoğunluğu bahsettiğiniz bu yerlerden yetişme. Aynı iktidarın nasıl tezatlı kadrolaşmaları ben çözemedim. Saygı, muhabbet ve hürmetlerimle. Beni H.Kayıklık a sor. İzmir i sen de iyi bilirsin


Adı Soyadı seval yıldırım 10/9/2015
Kıymetli hocam,ülke olarak çok zor ve sıkıntılı bi süreçten geçiyoruz.Ne zaman kolay ve sancısız oldu ki.Bu coğrafyada islam dünyası da dahil sular hiç de dingin akmıyor. Yazık bize.Düzelir mi biz görür müyüz? bu soruya evet demek çok zor. Gelelim ilahiyat alanındaki sıkıntılara, girdaplara. Onu da sizin o çok güçlü analizlerinizden öğreniyoruz. Kaleminize yüreğinize sağlık .Hakkaniyetli bi yazı olmuş. Ilahiyat alanında da umutlarımızı tüketmek üzereler sağolacasılar! Neyse söylenecek çok şey var belki ama bu kadarı yeter şimdilik içimiz çok karardı bu ara. Allaha emanet olun.Hep yazın ama bizi yazısız bırıkmayın .


YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Son Yılların Türkiye Müslümanlığı ve Muhafazakârlaşma Olgusu Üzerine
İnsan-Tanrı İlişkisinde Sivilliğin İmkânı
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (I)
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (II)
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (III)
Vicdan, Vicdanlılık ve Vicdansızlık Üzerine
Türkiye’de Dindarlık Tipolojileri
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (IV)
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (V)
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (VI)
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı(VII)
KUR’AN’DAKİ CENNET TASVİRLERİNİN YEREL ve TARİHSEL BAĞLAMI
Kur’an’da Cehennem ve Azap Tasvirlerinin Yerel ve Tarihsel Bağlamı
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı(VIII)
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (IX)
Çağdaş İslam Düşüncesinin Serencamı (X)
Kur’an Bağlamında “Cahiliye” Kavramını Yeniden Düşünmek
İnsan Doğuştan Onurlu ve Şerefli Bir Varlık mıdır?
Taksim Gezi Parkı Olaylarının Aktörleri: Baronlar, Taşeronlar, Zevzekler ve Erketeciler
Doğuştan Müfessirlik ve Merdiven Altı Tefsircilik
Sisi darbesi ve el-Ezher’in sicil karnesi
YENİ İLAHİYAT ya da “İKİNCİ 28 ŞUBAT”
Cemaat Cemaat midir Yoksa Başka Birşey midir?
Paralel Devlet ve “Cemaat”in Kodları
Cemaat, Haşhaş, Din ve Afyon
Ekranda Te’vilin Belini Kırmak ve Sil Baştan Yepyeni Bir Kur’an Yazmak
Gülen Cemaati ve Melez Teoloji: Mehdîlik, Takiyye, Müdârâcılık
Cemaat İlmihâli
Cemaati Tenkit Yazılarıma Yönelik Tenkitlerin Tenkidi
Gülen’in Dünyevi Ajandası Kabarık
Ahlakî Tefessüh: Cemaat ve Tecessüs
AK Parti’ye Gönül Vermiş Giresunlulardan İstek ve İstirhamım!
Kur an, Tarihsellik ve Tarihselci Perspektif
İlahiyat Akademyasının Halleri
Zopzollu-Haccak Giresun’um
Seksenler Giresun III: Gazi Caddesi ve Cadde Ehli
Giresun Şivesine ve Lügatçesine Özgü Birkaç Kelimenin Anlam ve Kullanımına Dair
Beddua Seansları Bitti, Kerbela Mersiyesi Verelim: “Medet Ya Mazlum Hüseyin!”
VAİZ ŞENOCAK VAKASI
Din Referanslı Radikalleşmenin Kaynakları ve Motivasyonları
Benim Mezgitlerim
HERKESİ KÖR ÂLEMİ SERSEM SANMAK (DÜNYANIN MERKEZİNİ GİRESUN’DAN İBARET SANANLARA İTHAF)
Gülen ve Cemaati Namına Kur’an İstismarı
Hayatın Perifesirinde Durmak ve Kenarda Yaşamaya Çalışmak
Ramazan’a Mukaddime: Türkiye’de Dinî Hayatın Manzara-i Umûmiyesi
Paralel Akademisyenlik ve 17 Aralık Menşeli Tedbir/Takiyye Stratejisi
İSLAMCILIK ÖLDÜ MÜ KALDI MI?
Mümtazer Türköne’ye İki Kısa Reddiye
GÜNAY HOCAM(IZI)N ARDINDAN
“Uluslararasıİslam Üniversitesi” ya da “Ümmet Nasıl Kurtulur?” Projesi
Seksenler Giresun (I) Şamdiyelle (Şambrel) Sargan Sürütmek
Mustafa Özcan Adlı Gazetecinin “Âlim mi Teolog mu?” Başlıklı Pespaye Yazısı Üzerine
Seksenler Giresun II Ek Saha, Amatör Küme ve Tükürüklü Köfte
Kur’an ve Tarihsellik Hakkında Belirtmem Gereken Birkaç Husus
Goethe’nin dirilmesi bize iyi bir Kur’an meali bahşeder mi?
Peygamber Algılarımızda Sahihlik ve Sahicilik Sorunu
Senede bir Aylık “Giresun”uma Gelme Vakti Yaklaşmışken…
Şükür! Ramazan Medyasından Kurtuluşa Birkaç Gün Kaldı…
Giresun ve Giresunlu Dostlarla İlgili İntibalarım
İslam ve Ehl-i Sünnet Merakını Giderme Sevdasına İlahiyatı Oyuncak Etmek
Ah Benim Panzerlerim, Schweinsteigerlerim…
Kendi Milletine Silah Sıkan Alçaklar İdamla Yargılanmalı ve Asılmalıdır!

YAZARLAR
İshak BIÇAKCI
 YENİ NESİL DİN DİLİ
Mustafa ÖZTÜRK
 Kendi Milletine Silah Sıkan Alçaklar İdamla Yargılanmalı ve Asılmalıdır!
Mustafa KÜÇÜK
 UZUN ADAMI ACIMASIZCA ELEŞTİRMEK
Bünyamin ÇETİNKAYA
 GENEL BAŞKAN OLSAYDIM!
Nazım KURUCA
 BİR BAŞARININ ÖYKÜSÜ: BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ
Yakup ALTIYAPRAK
 GÜNAY ÇAKIROĞLU
Sefer ÖZKAYA
 CEP TELEFONUN ZARARLARI
Feyza ALİUSTAOĞLU
 YEŞİLGİRESUN BELEDİYE SPOR-FİNAL GENÇLİK MAÇI: MAZERETİ OLMAYAN YENİLGİ
Şenol SANCAK
 Kan Çiçekleri
Mehmet FATSA
 Görele nin Kimliğini Temsil Eden Tarihi Eser:Hasan Ağa Cami
Bünyamin ÇETİNKAYA
 BİLEMİYORUM…
Suat HAKTANADAM
 GİRESUN KALESİ ATAPARK’A YUKARIDAN BAKIYOR
Mustafa ÖZDEMİR
 AĞAÇ YAŞ İKEN EĞİLİR
Mustafa TÜRKMEN
 BİYOTEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ KURULUYOR!
Kazım Özer KESKİN
 Başka çaremiz yok…
12
 
Haberci 28
E-mail:
bilgi@haberci28.com  web: www.haberci28.com